Başka gezegene kaçabilir miyiz?

Başka gezegene kaçabilir miyiz?

Şu anda SpaceX’in ulaştığı teknoloji 1965 yılının 23 Mart’ında NASA’nın Gemini 3 ile vardığı teknolojiye eşit. Yani teknoloji olarak bakıldığında ABD şu anda 55 sene önce bulunduğu yere yeniden yükseldi.

II. Dünya Savaşı sırasında Almanların önemli hedeflerinden biri kendi kaynaklarını tüketmeden rakiplerinin hem kaynaklarına zarar verebilmek hem de morallerini bozabilmekti. Bunu sağlamak için de en önemli çabaları Almanya’dan fırlatılan füzelerle New York’u vurarak ABD’ye büyük kayıp verdirmekti. Ne yazık ki (ya da iyi ki) savaş V3 adı verilen bu füzeleri geliştirmelerine izin verecek kadar uzun sürmedi. Yalnız gene de yaptıkları füzelerle Baltık Denizi kıyısındaki üslerinden Londra’yı vurmayı başardılar.

Almanya savaşı kaybetmek üzereyken bir yanda ABD, diğer yanda da SSCB bu teknolojinin farkındaydı. Öyle ki bu, V2 projesinin başındaki Wernher von Braun’un ABD’nin en çok aranan Alman bilim insanları listesinin en tepesine konmasına yol açtı.

Savaş sona ererken ABD tüm bu bilim insanlarını ve onların planlarını, SSCB ise üretmiş oldukları füzeleri ve modelleri ele geçirerek bunların üzerinde çalışmalar yürütmeye başladı. Amaç; bu füzeleri ve bunların başlıklarına konulacak nükleer silahları kullanarak diğer ülkeyi yaralayacak silahlar üretmekti. Bunu her iki ülke de kısa sürede başardı, çünkü von Braun ve arkadaşları neredeyse çalışmalarını Almanya’dayken tamamlamışlardı.

Sputnik kırılması

Konu burada bitti diye düşünülürken 1957 yılında bir gün SSCB’den bir duyuru geldi. Tüm dünya ülkelerine bir frekansı duyurdular ve dediler ki “sadece kıtalararası balistik füzelerle yetinmedik ve daha yükseğe, atmosferin dışına bir uydu gönderdik. Bu uydu Sputnik; Dünya’nın etrafında dönüyor ve sizlere verdiğimiz frekansı yayınlıyor. Dolayısıyla, sizler de uydu sizin üzerinizden geçerken bu uydunun sinyalini dinleyebilirsiniz.” Bu ABD açısından korkunç bir haberdi. Sovyetler onlardan habersiz kendi ülkelerinin üzerinden bir uzay aracı uçuruyordu ve onların buna karşı yapabilecekleri hiçbir şey yoktu. Onlar da aynı güce sahip olabilmek için uzay programına hız verdiler. O sırada von Braun ve arkadaşları da ABD adına çalışıyorlardı. SSCB ikinci büyük adımı da atarak 1961 yılında ilk kez bir insanı Dünya’nın yörüngesine gönderip geri getirmeyi başardı.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı NASA, uzaya ilk insanı Sovyetlerden bir ay sonra göndermeyi başardı. 1961-1969 arasındaki sekiz sene ABD ile SSCB’nin Ay’a önce insan gönderme yarışı halinde geçti. Bu yarış arasında konumuzla ilgisi açısından bahsetmemiz gereken olay, 23 Mart 1965’te NASA’nın Gemini 3 uzay aracı ile ilk defa aynı anda iki insanı uzaya göndermesidir. Bu noktadan sonra hızlanan NASA, Apollo 11 ile 20 Temmuz 1969’da Ay’a ilk kez insanı göndermeyi başardı. Apollo 17, 11 Aralık 1972’de Ay’a son defa insanları götürdü.

Tüm bunları neden anlattım? İnsanlığın bugüne kadar bu gezegenden en fazla uzaklaştığı nokta Ay’dır. Hatta insanların Dünya’dan en fazla uzaklaştıkları nokta 400 bin kilometredir (Apollo 13). Bu kadar uzaklaşabilmelerinin en önemli nedeni de ABD-SSCB arasında süren Soğuk Savaş’tır. Soğuk Savaş sırasında iki taraf da ekonomik sistemlerinin ve ideolojilerinin teknolojik üstünlüğünü kanıtlamak için çok önemli imkanları bu proje için sarf etmişti. Burada konu Ay’a gidebilmek değil, bu yolla üstünlüğünü diğer ülkelere göstermekti. Ancak Ay’a gidildiğinde ne öğrenildi? En başta, aslında Ay’a gitmenin tek faydalı tarafı Ay’a gitmeyi başaracak teknolojiyi geliştirmekti. Yalnız Ay’a bir defa gittikten sonra sürekli Ay’a gidebilecek teknolojiyi ayakta tutmanın fazla bir mantığı bulunmadığı kısa zamanda anlaşıldı.

Uzay nereden başlar?

Ayrıca ABD gibi, NASA’nın yaptığı hataların kolayca herkes tarafından görülebildiği bir ülkede Challenger (1986) ve Columbia (2003) gibi mekik kazaları uzay programına ayrılan bütçenin de sorgulanmasına neden oldu. Meydana gelen bütçe kısıntıları sonucunda NASA 2011 yılında uzaya insan göndermeyi durdurdu. Bu noktadan sonra NASA Rus uzay şirketi Roscosmos’a astronotlarını uzaya taşıması için ücret ödemeye başladı. SSCB ve devamında Rusya ileri bir teknoloji geliştirmeden 1960’ların ortalarında geliştirdikleri roketleri benzer yöntemlerle kullandıklarından hala uzaya insan ve yük göndermeyi başarıyorlar. Bunun dışında Çin, AB ve Japonya da uzaya düzenli biçimde araç gönderebilen ülkeler. Bunun dışında da Hindistan, İsrail ve İran gibi ülkelerin de roket üretme ve uzaya araç gönderme çabaları var.

Şimdi biraz durup deminden beri lafını ettiğimiz “uzayın” ne olduğuna bir bakalım. Hepimiz bu gezegenin yüzeyinde yaşıyoruz ve uçağa binip yerden 11-12 km yukarıya çıktığımızda uzaya gittiğimizi düşünmüyoruz. Peki bu uzay neresi? Yerden yaklaşık 400 km yukarıda atmosferdeki gazların miktarı o denli azalır ki bu noktada bir aracı Dünya’nın yörüngesine sokacak olsak, bu araç sürtünmeden dolayı yavaşlayarak hemen dünyaya düşmez. Bu nedenle yaklaşık yerden 400 km yukarıya “uzay” dememizde fazla bir sakınca yok.

Dünyayı mahvedip Ay’a kaçmak?

Ama Ay’a gitmeye kalkacak olursak gidiş-geliş için yaklaşık 800 bin km yol kat etmemiz gerekir. Ayrıca Dünya’nın yörüngesindeyken nispeten güvendeyiz. Başımıza kötü bir şey gelecek olsa hızlıca geri dönme şansımız olabilir. Oysa Ay’a giderken başımıza bir şey gelirse kurtulmamız kolay olmaz. 400 km nere 400 bin km nere?

Yalnız biliyoruz ki Dünya’yı mahvettikten sonra yaşamak için Ay’a kaçmak da çok akıllıca bir fikir değil. O nedenle son zamanlarda “acaba gidip Mars’ta mı yaşasak?” düşünceleri ortalıkta dolaşmaya başladı. İşin astronomi ve uzay yolculuğunun problemleri kısmını bir sonraki yazıda anlatacağım ama şimdilik sadece yapmamız gereken yolculuğa bir bakmak istiyorum:

Dünya’nın yörüngesi 400 km, Ay ise 400 bin km. Buradan Mars’a yolculuk ise yaklaşık 600 milyon km yol gitmemizi gerektiriyor. Güneş’in etrafında Dünya da Mars da döndüklerinden buradan Mars’a düz bir çizgi üzerinde gidebilmemiz mümkün değil. Bu nedenle de yolculuk yaklaşık 6 ay sürüyor.

Şimdi gelelim bizim uzay becerimize: Geçtiğimiz ay, SpaceX’in uzaya gönderdiği iki astronotla herkes hop oturup hop kalktı da neden heyecanlandığınızı gerçekten biliyor musunuz? Bu iki astronot ilk iki dakika içerisinde yerden 200 km yüksekliğe eriştiler, sonra da yerden 400 km yüksekteki uzay istasyonuna 18 saatte vardılar, yani 200 km yüksekliği 18 saatte çıktılar. Neden daha hızlı çıkmadılar? Çünkü ellerinde o teknoloji henüz yok. Şu anda SpaceX’in ulaştığı teknoloji 1965 yılının 23 Mart’ında NASA’nın Gemini 3 ile vardığı teknolojiye eşit. Tek fark, orada bir devlet gücü bunu başarmıştı, şimdi devletten yardım alan bir özel şirket bunu yapıyor. Ama teknoloji olarak bakıldığında ABD şu anda 55 sene önce bulunduğu yere yeniden yükseldi. Bu arada, Rusya 1960’tan bu yana kullandığı Soyuz uzay aracıyla aynı işi, benzer sürede 140 sefer gerçekleştirdi. Dolayısıyla SpaceX propagandasına çok fazla kulak vermeyin.

Kapitalizmin tüm imkanlarını arkasına almış olan NASA, 23 Mart 1965 ile 20 Temmuz 1969 arasında kelleyi koltuğa alarak Dünya’nın yörüngesinden Ay’a gitmeyi başardı. Şu anda SpaceX’in arkasında öylesi bir güç yok. Reklam kampanyası ile bu maddi gücü toplamaya çalışıyorlar ancak daha alacakları çok uzun bir yol var. Benim tahminim de sizin tahmininizle benzer çalışacaktır, önümüzdeki dört sene içerisinde Ay’a insanlı uzay aracı göndermeleri imkansız olmasa da çok çok zor görünüyor.

Bir de bu Ay, yani 400 bin km. Mars ise 600 milyon km. Oraya insan taşıyabilecek bir uzay aracı sizce ne kadar zamanda geliştirilir? Belki de daha önemli soru, çevreyi böylesine hızlı yok ederken insanlığın ve bu gezegenin o kadar vakti kaldı mı?

 

Bu yazı Yeşil Gazete‘de yayımlanmıştır.

Yazar Hakkında /

levent@brikasurdurulebilirlik.com

Levent Kurnaz, Avusturya Lisesi’ni 1984’te, Boğaziçi Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü’nü 1988’de, Fizik Bölümü’nü 1990 yılında bitirirken Elektrik ve Elektronik alanında yüksek mühendis derecesi de almıştır. ABD, Pittsburgh Üniversitesi Fizik Bölümü’nden 1991 yılında yüksek lisans, 1994 yılında ise doktora derecesiyle mezun olmuştur. 1997 yılına kadar New Orleans’daki Tulane Üniversitesi Kimya Bölümü’nde doktora sonrası çalışmalarını tamamladıktan sonra Türkiye’ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev almıştır. Çalışmalarını halen Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nde sürdürmekte olan Prof. Dr. Levent Kurnaz’ın biri yurtdışında yayınlanan iki kitabı, otuzun üzerinde bilimsel makalesi bulunmaktadır. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürlüğü yapmaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne bağlı olarak Genel Sekreter’in Sürdürülebilirlik Danışmanı Jeffrey Sachs tarafından oluşturulan Sürdürülebilirlik Çözümleri Ağı’nın Türkiye eş-başkanlığı görevinde de bulunan Levent Kurnaz halen Boğaziçi Üniversitesi’nde iklim değişikliği ve sürdürülebilirlik ile ilgili lisans ve lisansüstü dersler vermektedir.

Sürdürülebilirlik yolculuğunuzda sizlere destek olmak için varız
X